image

PeyamaKurd - Türkiye siyasetinin girift yapısı geçmişten günümüze devam eden bir yapı üzerine tesis edilmiştir. Bu tesis, görünürde her bir partinin ‘kendi içinde bağımsız ve ideolojik farklılık’ temeli esası üzerine bina edilmişse de konu ‘ortak hissiyatlar ve hassasiyetler’ olunca, ‘enkazın altındaki kof fikirler hemen açığa çıkmaktadır.’ 

Örneklendirecek olursak; Türkiye büyük burjuvazisinin siyasi temsil araçlarından birisi bugün AKP ise diğeri de ezelden beri CHP’dir. Dolayısıyla Türkiye’de sınıf savaşında AKP ile CHP arasında işçi sınıfı başta olmak üzere Kürt ulusuna ve çeşitli azınlık milliyetlere, Alevilere ve çeşitli azınlık inançlara, kadınlara, doğaya ve çevreye karşı gösterecekleri tutum arasında temelden bir fark yoktur. Yanisi iki parti de özünde ‘Sol görünümlü Sağcı’ ideolojiye sahiptir. 

“CHP’nin sol faşist kimliğine dair önemli veriler mevcut” 

Türkiye Cumhuriyeti Devletini yaratan Kuvay-i Milliye’ci zihniyetin iktidara taşıdığı CHP’nin iktidarı boyunca kendinden olmayanlara yönelik kitlesel katliamlar işlenmiş olması tesadüfi değildir. Dersim, Ağrı, Zilan, Maraş, Sivas, Çorum, Sivas ’93, Gazi Mahallesi, Ulucanlar ve 19 Aralık Hapishaneler katliamlarının sözde sosyal-demokrat ama özünde sol faşist bir parti olan CHP döneminde işlenmiş olması dahi CHP’nin faşist kimliğine yönelik çok önemli ve de açık veriler sunmaktadır. 

CHP özünde, Türk şovenizmini temsil eden bir partidir. Ermeni soykırımı, Kürt meselesi, Alevi sorunu gibi konularında AKP’den farklı bir program ya da söyleme de sahip değildir, hatta AKP’den daha gerilerdedir. CHP “çökme ve katletme” rejiminin kurucu partisidir. Günümüz AKP’nin milli ve sınıf kardeşidir. Madalyonun öteki yüzüdür.

AKP bir gitsin de!” söylemi yanlıştır” 

CHP ya da herhangi bir Türk muhalefetinin son dönemlerdeki “AKP bir gitsin de!” yaklaşımı son derece problemli bir yaklaşımdır. Çünkü söz konusu problemi özüne indirgediğimizde sorunun ‘AKP’nin gidişinde değil’, ‘AKP’yi gönderememenin temelinde’ olduğu görülmektedir. 

Hani derler ya ‘Lafla peynir gemisi yürümez!’ Aynen öyle işte. AKP’nin bunca hatalarına rağmen CHP ve özellikle liderleri Kemal Kılıçdaroğlu, özde bir muhalefet bilinci oluşturamamışsa problemin esası kendileridir. CHP kanadının her gün ortaya attığı söylemler ve eleştiriler onlardan kaynaklı bir mercii bulamadıklarından ötürü sadece ‘iddia ve konuşmak’ olarak kayıtlara geçmektedir. 

“Kuva-i Milliye söylemi CHP’yi bir adım öteye götürmez” 

Örneğin dün CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Dünyaya sesleniyorum: Beni Erdoğan’la karıştırmayın. Kuvayi Milliye geleneğinden geliyorum. Kimse kaçtığı yere askerimi bekçi; ülkemi de mültecilere açık hapishane yapamaz! Ben haram yemedim. Geliyoruz ve şimdiden söyleyeyim, çok çetin müzakereler sizi bekliyor. Yok öyle!” şeklinde bir tweet attı. 

Peki Kılıçdaroğlu’na, “Siz, tarihinizle yüzleşme yerine, Kuvayi Milliye’nin işlediği katliam ve soykırımcı geçmişe sahip çıkmakla övünüyorsunuz” diye sormazlar mı? Kılıçdaroğlu’na göre bu söylem toplum içinde ‘halkçı, özcü” bir karşılık bulacak şeklinde düşünülüp atılmış olabilir. Lakin bir gerçek var ki, bu söylemin CHP’yi bir adım bile öteye götüremeyeceğidir. 

Yapılan anketlerde -Kürtlerin desteği olmasına rağmen- hala %20-25 arasında gidip gelen bir partinin bu tarz söylemlerde bulunması değil, bunca probleme rağmen oyları %40-45 arasında olan AKP’nin oylarını nasıl kazanırıza odaklanması gerekiyor. Fakat CHP’de o potansiyel görünmüyor. Hele liderleri Kılıçdaroğlu’nda o vasıf hiç mi hiç halka nüfuz edemiyor. 

Kılıçdaroğlu geçen günlerde paylaştığı videoda mülteci konusuna da değinerek mültecileri Suriye’ye göndereceklerini ifade etti. Açıklaması temelde anlamlı olabilir lakin söylemi, “Avrupa ırkçılığını aratmayacak cinsten idi.” 

CHP’nin geçmişten günümüze yaptıkları ile söyledikleri, “CHP’yi çelişkinin kendisi haline getirmektedir.” CHP’nin 'çelişkiler silsilesinden kurtulması’ da bu gidişle pek mümkün görünmemektedir.