image

PeyamaKurd - Bir Rus füze savunma sisteminin satışı, gidişatın nasıl döndüğünü özetliyor. Tek bir konunda hem iç hem de dış politikadaki gelişmelerden etkilenen bazı ülkeler mevcut. Türkiye'nin ‘Kürt meselesi’ böyle bir duruma örnektir. Kürtlerin demokratik taleplerini karşılama konusunda başarısız olan Ankara, Türk siyasetinde oldukça güvensiz ve rasyonalizmden uzak bir siyasi kültür yarattı.

ABD dış politikası hakkında görüş ve analiz yazıları ile bilinen Responsible Statecraft sitesinin dün yayınladığı, “Türkiye’nin Kürt takıntısı Putin'in kazanımlarını ve ABD'nin baskılarını açıklıyor” başlıklı yazısı Türkiye’nin gerek iç gerek dış politikadaki birçok konuda ‘Kürt meselesine bağlı’ ilerlediğini ele alıyor. Yazar, Ömer Taşpınar’a göre Türkiyenin, “Rojava’daki askeri operasyonları, S-400 konusu, Erdoğan’ın rakiplerini bölerek seçime hazırlanması, ABD ile ilişkilerin terse düşmesi vb… konular” Türkiye’nin ‘Kürt meselesi çıkmazı’ ile bağlantılı.

“O zihniyet Kürtler söz konusu olduğunda hemen dışa vuruyor”

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun üzerinden neredeyse yüz yıl geçmesine rağmen o yılların korku ve travmasını atlatabilmiş değil. Başka ülkeler, kişiler veya uluslararası kuruluşlar; Kürtlerin federalizm, azınlık hakları veya ademi merkeziyetçilik gibi taleplerini yönetilebilir olarak karşılarken Türkiye ise bu gibi talepleri, terörün ve kanlı bir bölünmenin başlangıcı olarak görüyor.

Bu zihniyet, Kürtler söz konusu olduğunda Türkiye sınırlarının içinde veya dışında kendini hemen dışa vuruyor. Suriye’nin kuzeyine (Rojava) yapılan askeri operasyonlardan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın otokrata dönüşmesine veya Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerinden, Erdoğan’ın kendi rakiplerini bölerek seçimlere hazırlanma stratejisine kadar her şey Türkiye’nin ‘Kürt meselesi çıkmazı’ ile bağlantılıdır.

Ayrıca dikkatli bir şekilde analiz eden herkes, Türk – ABD stratejik ortaklığının Kürtlerden dolayı sona erdiğini görebilir.

Çoğu Türk için Kürt-Amerikan komplo teorisi kehanete dönüştü!

Türk milliyetçiliği Osmanlı’nın dağılmasını temel olarak Batı’ya yüklediği için her zaman Batı’nın niyetlerine karşı derin şüpheler içerisinde olmuştur. Amerika’nın Irak’a girmesi ve Kürtlerin bu bölgede özerklik elde etmesi de bu şüpheler çerçevesinde ele alınarak komplo teorilerin ortaya çıkmasına neden olmuş durumda. Bu komplo teorisinin başında da ABD’nin koruması altında kurulacak “Büyük Kürdistan” teorisi yatıyor.

Ve çoğu Türk için Kürt-Amerikan komplo teorisi Suriye’de kehanete dönüştü. İşleri daha da karmaşık hale getiren Washington’un silahlandırmaya karar verdiği Suriyeli Kürt savaşçılar oldu.

PKK, hem ABD hem de Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor. Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) IŞİD’le mücadelede etkin bir savaş yürütmek için Türkiye tarafından PKK’nin Suriye kanadı olarak bilinen PYD ile bir araya gelmekten daha iyi bir seçeneğinin olmadığı kanaatine vardı.

ABD, Ankara’ya bu durumun uzun vadeli stratejik bir boyutunun olmadığını, geçici ve taktiğe dayalı bir ortaklık olduğunu söylese de Türkiye sert bir şekilde karşı çıktı.

"Türkiye, IŞİD’in yenilgiye uğratılması için daha iyi bir seçenek değil miydi?"

ABD’nin Suriyedeki Kürtlere desteği, Trump yönetimindeki ağır türbülansa rağmen bugün de devam ediyor. Son olarak 15 Eylül’de, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Orgeneral McKenzie, Kürt müttefikleri nezdinde ABD’nin güvenilirliğine dair fikirlerini paylaşmak üzere kuzeydoğu Suriye’yi (Rojava) ziyaret etti. (Bu ziyaret Taliban’ın Kabil’i ele geçirişinden kısa bir süre sonra meydana geldi.

ABD’nin Suriye’de neden böyle bir tercihe gittiği akıllarda soru işaretlerine neden olabilir. NATO’nun en büyük ikinci ordusu olan Türkiye, IŞİD’e karşı mücadelede Washington için daha iyi bir seçenek değil miydi? Cevap kısaca: Hayır! Çünkü IŞİD Türkiye için PKK’nın yaptığı gibi varoluşsal bir tehdit oluşturmuyor.

Ayrıca CENTCOM komutanlarının Afganistan’daki girişimlerine rağmen Türkiye’nin NATO içerisindeki itibarını öven herhangi bir hatırlatmaya tahammülü yoktu. Çünkü Ankara'nın sınırlarını sonuna kadar açarak Suriye'ye cihatçı sızmasını memnuniyetle karşıladığını çok iyi biliyorlardı. Bu cihatçılar Türkiye’nin Suriye’deki ana düşmanlarına (Kürtler ve Esad rejimi) karşı en etkili savaşçılardı.

"S-400 kararı ve Kürtler"

Bugün, Türkiye-ABD stratejik ilişkilerini raydan çıkarmış gibi görünen ve artık Türkiye’nin hakimiyeti altında olan bir Rus hava savunma sistemi var. Biraz daha derine inince Erdoğan’ın S-400’leri alma kararının da Suriye Kürtlerine karşı mücadeleyle ilgili stratejik zorunlulukların doğrudan bir sonucu olduğunu göreceksiniz.

Ankara, Kürtlerin özerkliği ve kuzey Suriye'deki toprak kazanımları konusunda büyük ölçüde endişeliydi ve Kürt dalgasını durdurmak için yapılacak sınır ötesi askeri harekat, Moskova'nın onayını gerektiriyordu.

Putin’in Erdoğan’a yeşil ışık yakması Türkiye’nin 2015 yılında bir Rus uçağını düşürmesinin ardından geldi. Bu tarihten sonra NATO’nun destek vermemesinden yakınan Erdoğan gittikçe Rusya’yla ilişkilerini daha da sıkılaştırdı.

Türkiye'nin Rus füzeleri satın almasıyla sona erecek süreç, Erdoğan'ın özellikle savunmasız göründüğü 2016 yılında başladı. 2016 yılının yaz aylarında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) dış duvarlarına yapılan tuhaf saldırı girişiminden yeni kurtulan Ankara, Obama yönetimindeki Beyaz Saray’dan destek ifadeleri alırken, Putin ise başarısız darbe gecesinde bizzat Erdoğan’ı arayarak desteğini iletmişti. Ertesi ay, otoritesini yeniden tesis etmeye çalışan ve yenileniş bir güç duygusu tasarlamaya çalışan Erdoğan, kuzey Suriye’ye operasyon emri verdi.

Fırat Kalkanı, 2016 yılından 2019 yılına kadar sürecek 3 büyük Türk operasyonunun ilki oldu. 2019 senesindeki son operasyon için Trump yönetimindeki Beyaz Saray’ın koordinasyonuna ihtiyaç vardı. Trump operasyona önce yeşil ışık yaktı ardından tavrını değiştirdi ve Türkiye’yi ağır yaptırımlarla tehdit etti.

ABD içindeki bu tutarsızlık Ankara için Türk-Rus koordinasyonunu daha da önemli hale getirdi. Ancak Ankara ve Suriye’nin ihtilaflı olduğu garip ortaklıkta Putin her zaman daha üstündü.

Şubat 2020’de, Suriye’deki rejim karşıtı direnişin son noktası olan İdlib’te 33 Türk askeri hava saldırısı sonucu öldürüldü. Erdoğan Moskova ile askeri gerilimi tırmandırmamak için Rusya’nın bu saldırıya karışmadığını iddia etmek zorunda kalacaktı.

“Erdoğan’ın en savunmasız kaldığı yer Suriye”

Aynı sorunlar bugünde devam etmekte… Türkiye’nin Rus doğalgazına bağlılığından tutun, tarımsal ve turizm ihtiyacına kadar Rusya’ya olan bağımlılığı tüm kozların Putin’de olduğunu gösteriyor. Ancak Erdoğan’ın en savunmasız kaldığı yer Suriye.

Rusya, üç milyon insanın yaşadığı İdlib eyaletini bombalayacak olsaydı, Türkiye sınırlarında en az bir milyon Suriyeli mülteciyle karşı karşıya kalacaktı. Türkiye'nin halihazırda 4 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaptığı ve kamuoyunun bu yükten hükümeti sorumlu tuttuğu bir dönemde, Erdoğan Putin'le iyi ilişkileri tehlikeye atacak durumda değil.

Erdoğan geçtiğimiz günlerde New York'taydı ve Amerikan başkanıyla görüşme konusunda büyük beklentileri vardı. Erdoğan burada ABD basınına verdiği röportajda, Türkiye’nin ulusal sınırlarını korumak için Washington’dan izin almaya ihtiyacı olmadığını belirterek S-400 kararını bir kez daha savundu.

Birkaç gün sonra, Rus liderle Soçi'de yaptığı kapalı görüşmeden sonra Erdoğan, Rusya'ya övgüde bulundu ve Putin'e nükleer enerjiden askeri-sanayi işbirliğine kadar çeşitli konulardaki olumlu gündemlerinden dolayı bizzat teşekkür etti.

F-35 gelişmiş savaş uçağı programından ihraç edilen ve Amerikan askeri yaptırımlarına tabi tutulan bir NATO ülkesine S-400 satmak, Moskova için küçük bir başarı değil.


 

⇔ Çeviri: PeyamaKurd 

 


⇒ Farklı konulardaki analiz ve görüşlere bu LİNK üzerinden ulaşabilirsiniz