PeyamaKurd- Türkiye’nin Rojava’ya yönelik askeri operasyon başlatması sonrasında var olan ırkçı-soven dalganın yeniden köpürtülmesi sonucu Türkiye’de yaşayan Kürtler günlük yaşamlarında çeşitli baskılara maruz kalıyor.
Köpürtülen şovenizm ve milliyetçi dalganın toplumsal bir kalkışmaya dönüşebileceği yönünde birçok farklı kesimden gelen uyarılar ve son günlerde Kürtlere yönelik artan organize saldırıların ardından toplumun duyarlı kesimlerinden yaklaşan tehdidin boyutuna dair sorumluluk çağrıları gelmekte.
Ortalama bir Kürt insanının günlük yaşamda var olan zorluklarına ek olarak savaş süreci dönemlerinde Kürtlerin hayatlarının daha tehlikeli bir hale geldiğini belirten T24 yazarı Tuğçe Tatari, “Türkiye'de Kürtlüğünden utandırılmadan üniversiteye kadar ulaşabilen Kürt zor bulursunuz” dedi.
80’li ve90’lı yıllardan bu yana artarak devam eden kurumsal bir nefretin hedefi olan Kürtlere karşı nefret olgusunun devlet yönetimi dahil toplumun her kesimince inkar edilmesine karşın Türkiye’nin en yalın gerçeği olduğunu belirten Tuğçe Tatari; T24’te konuyu köşesine şu sözlerle taşıdı:
“Herkes bilir ki; son dönemde özellikle 80’ler ve 90’larda Kürtlere karşı bu nefret tohumları topluma açıktan serpilmiş, şimdilerde ise punduna göre serpilmeye devam etmektedir.
Yahu daha geçen hafta konuştuk. Savaş anında bu ülkede yaşayan bir Kürt vatandaş olmanın ne zor olduğunu. Bu durumu zorlaştıranın da, devlet dilinin sokaklara ve sosyal alanlara yayılması olduğunu.
Yani şimdi bize yansıyanlar okullara mı yansımıyor, böyle bir iddialaşma olabilir mi?
Siz bu saçma iddialaşmada boğulurken ben; “Türkiye'de Kürtlüğünden utandırılmadan üniversiteye kadar ulaşabilen Kürt zor bulursunuz” der, Aslı Erdoğan’ın söylemediği söze el artırarak dâhil olurum bu noktada.
Kürt meselesiyle ilgili çalışmalarım oldu, hiç ilgisi yok konumuzla. Ama o çalışmalar esnasında tanıklıklarım, şahitliklerim, hissettiklerim ve gördüklerim oldu ki, tam da konumuzun gelip dayandığı noktadır. Ama mesele o da değildir aslında. Mesele şudur; biz topraklarımızı biliriz ve tanırız. Kime nasıl davranacağı, kime kendini nasıl hissettireceğini de çok iyi biliriz.
Şöyle gözünüzü bir kapatın ve son yıllarda haberdar olduğunuz meseleleri düşünün lütfen.
Bir terse düşenin nelerle karşılaşacağı,
Bir doğru bulunmayanın yaşayacakları, aykırı olan birine çıkartılan zorluklar ve onların hepsinin toplamını bir konuya odaklayın.
İşte biz ona Kürt meselesi diyoruz.
Hani şimdilerde olmayan, hatta hiç var olmamış bile olan!
Neyse...
Dediğim gibi biz topraklarımızı da, devletimizi de, insanımızı da biliriz.
Bu durumda da okullara hiçbir şeyin yansımadığını iddia etmek iyimserlik değil sadece yalancılık olabilir.
Ha özel okulda okumuşsundur, ha ayrıcalıklı bir eğitim almışsındır, ha sınıfının öğretmeni şansına aydın biridir, o zaman sen tanıklık etmemiş olabilirsin bu duruma.
Sen şanslı azınlıktansın diye kalkıp ‘Asla Türkiye’de okullarda böyle şeyler olmadı’ diyemezsin ki dersen işte bu da şuursuzluk olur.
“Ya biz komşumuzun, sıra arkadaşımızın Kürt olduğunu bile bilmezdik, yoktu” gibi şeyler diyenlere benden selam olsun; işte esas mesele de burada, neden bilmiyordun acaba? Bilmemek de normal miydi yani? Sana göre sorun yokken onlar ne yaşıyordu acaba?
Yani sözün özü şu arkadaşlar; Kürtler zulme uğramış bir halktır. Ve maalesef hâlâ kendilerinden özür dilenebilecek bir düzlüğe de çıkılamamıştır.
Hâlâ büyük acılar ve bedeller ödenirken kalkıp Yok bizim okulda olmadı",
“Yok komşu okulda olmadı”, “Bu tür genellemelerle Türkiye’yi zan altında bırakmayın” diye itiraz edenlere yüzleşmeye başlamayı tavsiye ederim.
Zira insan kendi yaşamadığı acıya çerçeve çizemez.
Bu en basit insan ilişkisinde bile kabul görmez.
Özür dilemenin aşağılık kompleksi yarattığı toplumlarda kendi çekmediğin acıya çerçeve çizmenin, "ben yaşamadıysam olmamış demektir" demenin de bir çeşit faşizm olduğu kabul edilir mi?”
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yazın