FP: Global ve ekonomi politikte yeni sifre: Yerellesme!
PeyamaKurd - Çin’de ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, milyonlarca insanı etkilerken binlerce insanın da hayatını kaybetmesine neden oldu. Virüsün bir doğa olayı olmadığına dair pek çok makale yayımlandı. Kimin ya da kimlerin virüsü yaydığı bilinmez. Ama şu bir gerçektir ki, dünya bir değişim ile karşı karşıya.
Haftalarca süren karantinaların, trajik ölümlerin ve küresel ekonominin durmasının ardından radikal belirsizlikler hala bu tarihi anı tanımlanan en iyi yolu olarak öne çıkıyor. İşletmeler yeniden açılacak ve işler eski haline dönecek mi? Tekrar seyahat edilebilecek mi? Merkez bankaları ve hükümetlerden gelen para akışı derin ve kalıcı bir durgunluğa veya daha da kötüsünü önlemeye yeterli olacak mı? Tüm bu sorular akıllarda yer ederken, tek bir gerçeklik beliriyor. Şu bir gerçektir ki, salgın siyasi ve ekonomik yapılarda kalıcı değişimlere yol açacaktır.
Forign Policy dergisi hem bu soruların yanıtını aradı hem de virüsün, küreselleşmeyi nasıl etkileyeceği ya da neleri etkileyebileceğini yazdı. Forign Policy'ye göre artık bakış açısı küresele değil, yerele doğru kayıyor. Ve yeni şifre yerelleşme.
‘Post-koronavirus, Bretton Woods öncesi dönemi yansıtabilir’
Birinci Dünya Savaşı’nın ve 1930’ların başındaki küresel ekonomik buhran, küreselleşmenin bir önceki döneminin çöküşüne neden oldu. Ticaret engelleri ve sermaye kontrollerini yeniden canlanmasının yanı sıra, söz konusu çöküşün en önemli açıklaması, o dönemde tüm ülkelerin yüzde 40’ından fazlasının temerrüde girmiş olması ve bunların birçoğunun 1950’lere kadar veya çok daha sonrasına kadar küresel sermaye piyasalarından ayrılmasıdır. İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, yeni Bretton Woods sistemi, küresel ticaret ve finansın önceki dönemine çok az benzerlik gösteren, sermaye akışlarının kapsamlı kontrolleri ile iç mali piyasayı birleştirdi.
Modern küreselleşme döngüsü, 2008-2009 mali krizinden bu yana bir dizi darbeyle karşı karşıya kaldı: Avrupa borç krizi, Brexit ve ABD-Çin ticaret savaşları. Birçok ülkede popülizm yükselişi, dengeyi önyargılara doğru eğdi.
Kovid-19 salgını, 1930’lardan bu yana hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomileri içine alan ilk krizdir. Ekonomilerin durgunlukları derin ve uzun olabilir. 1930’larda olduğu gibi egemen temerrütler büyük olasılıkla artacaktır. Dolayısıyla ticaret ve sermaye akımlarını kısıtlama çağrıları kötü zamanlarda verimli alanlar bulabilir.
Koronavirüs küresel tedarik zincirleri, uluslararası seyahat güvenliği ve ulusal düzeyde ihtiyaçlara yönelik şüphelerin yükselmesine neden oldu. Salgın kontrol altına alınsa ve tamamen ortadan kalksa bile söz konusu şüphelerin devam etme olasılığı var.
Post-koronavirus, Bretton Woods anlaşması öncesi dönemi yansıtabilir. Dolayısıyla uluslararası ticaret ve finansın aldığı zararın geniş kapsamlı ve kalıcı olması muhtemeldir.
‘Bakış açısı küresele değil, yerele doğru kayıyor’
Savaş ya da ekonomik krizlerle birlikte meydana gelen temel değişiklikler vardır. Şu an için dünya herhangi bir savaş ile karşı karşıya değil ama Kovid-19 salgını savaş ortamı oluşturduğundan temelli değişiklikler şimdiden göz kırpıyor. Koronavirüsün oluşturduğu değişim atmosferi hem acı hem de kahramanlık anlatılarıyla, hastalık ile yayılıyor. Tüm insanlar ortak bir düşman ile karşı karşıya oldukları için sadece bir ülke değil tüm ülkeler bir araya gelmeye zorlanıyor.
Gelişmiş ülkelerde yaşananlar, benzer bir şekilde az gelişmiş ülkelerde de yaşandığı için empati duygusu ön plana çıkabilir. Öte yandan salgın dünyaya zoom gözlüklerinin de takılmasına neden oldu. Artık bakış açısı küresele değil de yerele doğru kayıyor.
Diğer taraftan Kovid-19, acıların sarılması ve küresel eşitsizliğin azaltılması için çalışacak kurumların kurulmasını ve yapıcı yasaların geçirilmesini de sağlayabilir. Belki de hükümetlerin bireylere yaptıkları acil ödemeler evrensel temel gelire giden bir yoldur.