TR KU SO
FB X
Dünya

‘Idlib’in kaderi Erdogan ve AKP için bir varolussal sebep olarak görülüyor’

📅 13 Mart 2020 17:57

PeyamaKurd-  Suriye’nin İdlib kentinde haftalarca süren yoğun çatışmalar geçtiğimiz hafta Erdoğan ve Putin’in Moskova’da gerçekleştirdiği zirvede alınan ateşkes kararı ile şimdilik durmuş bulunuyor.

Her ne kadar kentte bazı ihlaller yaşansa da her iki ülke de garantörü oldukları bu ateşkesi sürdürmekte kararlı.

‘Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirecek’

Küresel Politika Merkezi’nde konuyla ilgili bir makale kaleme alan Suriye uzmanı Charles Lister, bu durumun Türkiye’nin pozisyonunu diplomatik olarak güçlendirme ve İdlib’deki istikrarın sürdürülmesine yardımcı olacağını söylüyor.

Lister, bölgedeki statükonun aynı şekilde devam etmesi durumunda düşmanlıkların yeniden ortaya çıkmasının kaçınılmaz olacağını ve maliyetlerin Suriye ile sınırlı kalmayacağını da aktarıyor.

‘Erdogan ve AKP için bir varoluşsal sebep olarak görülüyor’

İdlib’in kaderinin Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti için bir varoluşsal sebep olarak görüldüğünün söyleyen Lister, Suriye rejiminin İdlib’i ele geçirme ihtimalinin gelecek seçimde Erdoğan’ın yeniden seçilme umutlarını öldürebileceğini aktarıyor. 

En önemli tehdidin Türkiye’ye geçme ihtimali olan mültecilerden kaynakladığını yazan Lister, "Türk iç siyasetinin büyük mülteci topluluklarından kaynaklanan ekonomik sıkıntılara olan karşıtlığından dolayı bu rakamların önemli ölçüde şişme ihtimali Erdoğan’ın pozisyonunu zorlaştıracaktır" diyor. 

‘Türk Silahlı Kuvvetlerinin prestijine darbe vurur’

Suriye rejiminin İdlib’de kazanacağı bir zaferin oluşturacağı ikinci tehdidin ise Türk Silahlı Kuvvetlerinin prestijine vuracağı darbe olacağını söyleyen Lister, bu durumda Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki kontrolünü sürdüremeyebileceğinin altını çiziyor. 

‘Türkiye’nin kuzeyden çekilmesi PYD’ye fayda sağlar’

"Türkiye’nin, Suriye'nin kuzeyindeki sınır bölgelerinden çekilmek zorunda kalması, PYD’ye doğrudan ya da dolaylı olarak fayda sağlayacak ve bu tehdidi etkisiz hale getirmek için gösterilen üç buçuk yıllık askeri çaba buhar olacaktır" ifadelerini kullanan Lister, Suriye’nin kuzey sınırında yer alan ve İdlib’deki dinamikleri şekillendirmekte merkezi rol oynayan Türkiye’nin buradaki krizin yerelden çok daha fazlası olduğunu bildiğini de aktarıyor. 

Eşi görülmemiş ölçekteki insani krizin, İdlib’deki gelişmelerin nasıl derin uluslararası sonuçlar doğurabileceğinin sadece bir yönünü yansıttığını da belirten Lister şunları yazıyor: 

"Suriye hiçbir zaman yerel ya da bölgesel bir problem değildi, ve daha geniş bir çatışmanın küçük bir örneği de İdlib değildi. Ne yazık ki dünyanın geri kalanı bu gerçeği görmek istemedi. 

Türkiye ve özellikle Erdoğan için oluşan riskler ve uluslararası toplumun farklılıkları göz önünde bulundurulduğunda, Türk ordusu dört yıldan az bir sürede Suriye’ye yönelik dördüncü operasyonunu başlattı."

Türkiye’nin 1 Mart’ta başlattığı Bahar Kalkanı Operasyonu ile Suriye’nin hava üslerini ve askeri tesislerini, tanklarını, ağır silahlarını ve cepheye gönderilen takviye güçleri hedef aldığını aktaran Lister, KORAL gibi sofistike Türk elektronik savaş sistemlerinin Pantsir-S1 ve Buk gibi üst düzey Rus yapımı hava savunma sistemlerinin sinyallerini karıştırmada büyük bir başarı gösterdiğini bu sistemlerden pek çoğunun vurulduğunu belirtiyor. 

Lister’e göre operasyonlar sırasında Türkiye tarafından imha edilen Suriye ağır silahları şunlar:

  • Üç savaş uçağı
  • Üç drone
  • Sekiz helikopter
  • 135 tank
  • 86 top ve çoklu roket fırlatma sistemleri 
  • 77 zırhlı araç
  • Dokuz silah deposu
  • Beş hava savunma sistemi
  • 16 antitank güdümlü füze ve havan topu.

Lister makalesinde, dokuz yıllık savaşta ilk kez yabancı bir ülkenin Suriye rejimine bu kadar ağır bir kayıp verdirdiğini, daha önemlisinin yüzlerce rejim askerinin öldürülmesi olduğunu belirtiyor.

‘Rejim insan güçü bulmakta büyük sıkıntı yaşıyor’

Suriye uzmanı Charles Lister, 1 Aralık’tan 5 Mart’a kadar en az bin 500 rejim askerinin öldüğünü, bunun birkaç katının da yaralandığını, rejimin insan gücü bulmakta büyük bir sıkıntı çektiğini belirterek, rejim için bu kayıpların çok ölümcül olduğunu, rejimin cepheye polis ve ihtiyat birliklerini göndererek maruz kaldığı kayıpları karşılamaya çalıştığını belirtiyor. 

‘İran milislerini cepheye sürdü’

İran’ın Mart ayı başında, o zamana kadar yapmak istemediği bir harekete girişerek Hizbullah, Fatımiyyun ve Zeynebiyyun gibi vekil milis güçlerini cepheye sürmeye başladığını da aktaran Lister, bu nedenle daha önce Erdoğan’la görüşmek istemeyen Putin’in görüşünü değiştirerek 5 Mart’ta Türk liderle bir araya geldiğini de aktarıyor.

‘Sürpriz maddeler var içinde’

Erdoga ve Putin arasında imzalanan Moskova Anlaşması’nda bazı sürpriz maddelerin de  bulunduğunu da aktaran Lister şunları dile getiriyor:

"Ateşkes öngörülüyordu. Fakat güvenlik koridoru sürpriz oldu. Tüm M4 Türkiye destekli muhaliflerin elinde ve cephe hattı da M4’ün yirmi beş kilometre uzağında. 

Türkiye’nin bir önceki hafta büyük ölçekli müdahalesi ve savaş alanındaki dramatik etkisi göz önüne alındığında Ankara’nın masada elinin güçlü olacağını tahmin ediyordu. 

Yine de plan, zaman çizelgesi ve koridordaki operasyon şartlarının tamamı bir sır olarak kaldı. 

Koridorun Türk-Rus gerilimi düşürme teorik uygulama alanı olarak kalması muhtemeldir." 

‘Türkiye olağanüstü bir taviz verdi’

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 10 Mart‘ta yaptığı konuşmada, M4 karayolunun güneyinde muhaliflerin kontrolünde bulunan bölgelerin bundan böyle Rusya’nın kontrolü altında olacağını söyleyerek pek çok kimseyi şaşırttığını söyleyen Lister, bunun da Türkiye’nin verdiği olağanüstü bir taviz olduğunu belirtiyor. 

‘İdlib Gazzeleşebilir’

Türkiye’nin neden bu tür bir karar verdiğini anlamak için son manevralarına bakmak gerektiğini yazan Lister, Türkiye’nin son takviyelerinin M4 karayolu çevresinde oluşturulan pozisyonlara yapıldığına vurgu yapıyor. 

Bunun İdlib için kötünün iyisi bir seçenek olacağına işaret eden Lister, bu şekilde İdlib’in Gazzeleşeceğini aktarıyor. 

Gazze senaryosuna göre M4 karayolunun kuzeyinden Türkiye sınırına kadar olan 35 kilometrelik alan Türkiye destekli muhaliflerin kontrolünde kalacak. Gazze’de Hamas’ın oynadığı rolü ise İdlib’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) oynayacak. Türkiye’nin HTŞ’nin oynadığı rolü azaltmak için bazı düzenlemelere gideceğini de ifade eden Lister "Ancak gerçekte bu senaryo yenilenen düşmanlıklar göz önünde bulundurulduğunda pek iştah açıcı ve mevcut dinamikler içinde özellikle realist görünmüyor" diye belirtiyor.

 

Ahval

Paylas: