İktidar bir sınıfın icadı mı, yoksa kitlelerin sorumluluktan kaçmak için sığındığı bir konfor alanı mı? Gramsci’den öteye, zeminin görünmezliğine bir yolculuk.
I. Önce Vardı
İktidarı anlamanın en güçlü çerçevelerinden birini Gramsci kurdu. Ona göre iktidar yalnızca zor kullanarak ayakta durmaz; rıza üreterek sürer. Egemen sınıf kendi değerlerini kültür, eğitim ve medya aracılığıyla tüm topluma doğalmış gibi benimsetir — buna hegemonya der. Althusser bunu yapısal bir zemine oturtur: iktidar yalnızca baskı aygıtlarıyla değil, okul, aile ve medya gibi ideolojik aygıtlar aracılığıyla da işler; bireyi zorla değil, içselleştirme yoluyla belirli bir düzenin öznesi olarak kurar.
Foucault ise bir adım ileri gider: iktidar bastırmaz, üretir. Normali ve anormali üretir, özneyi üretir, bilgiyi üretir. Her dönem, neyin düşünülebileceğini neyin söylenebileceğini belirleyen görünmez bir yapı içinde işler — ve o yapı içinde yaşayanlar tarafından görülemez, çünkü düşüncenin nesnesi değil, zeminidir. Bu zemin fikri bu metnin de hareket noktasıdır.
Ama Gramsci'nin çerçevesinde bir şey kırılır: orada iktidar önce vardır, kitleyi ikna eder, rızasını üretir. Bu metnin sorusu daha geride başlıyor — o iktidarı ilk etapta var eden nedir? Fail ne iktidarda ne kitlede aranmalıdır. Fail zorunluluğun kendisindedir — ama o zorunluluğun kökü henüz açılmadı.
**
II. Birlikte Yaşamanın Paradoksu
Öteki, insan için hem zorunlu hem tehlikelidir. İş bölümü, güç birliği, hayatta kalma — bunlar ancak toplulukla mümkündür. Ama aynı öteki, varlığa da tehdittir. Birlikte yaşamak, ötekinin tehlikeli yanlarını yönetmeyi zorunlu kılar. Sınırlar çizilmek zorundadır. Sınırın tutması için caydırıcılık gerekir. Caydırıcılık için bir karar mercii şarttır.
İktidar bu noktada doğar — bir sınıfın icadı olarak değil, birlikte yaşamanın kaçınılmaz bir çıktısı olarak. Tarihte küçük topluluklar şunu fark etti: öne çıkmak bedel ister, taraf tutmak cezalandırılır, sorumluluk üstlenmek yalnızlaştırır. Ve bu bedeli ödememek için çok daha fonksiyonel bir düzen kuruldu: Sen yönet, kararı sen ver, bedeli sen öde.
Yönetici, kitlenin sorumluluğu devretmek için icat ettiği bir vekildir. Bu karşılıklı bir illüzyondur. Yönetici "ben yönetmeye layığım" der, kitle ise "evet, sen layıksın" diye onaylar. Ama asıl işlev örtülür: kitle sorumluluğu dışarıya yüklemiş, yönetici gücü içselleştirmiştir.
Siyaset, kökeni itibarıyla hırçın bir atı —toplumu, kalabalığı, nefsi— terbiye etme ve yönetme disiplinidir. Yüzeyden bakıldığında süvari yönetir: kamçısı vardır, yönü o belirler. Ama süvari atı seçerken, onu anlamaya çalışırken aslında onun doğasına göre şekillenmeye başlar. Sahip olmak isterken, yönetmeye çalıştığı gücün çarkına dahil olduğunu tam bu noktada kaçırır.
Ancak bu denge, süvarinin ehliyetine muhtaçtır. At, tabiatını tanımayan, ruhuna nüfuz edemeyen ve sadece kamçının zorbalığına güvenen cahil süvariyi sırtından atar. Bu bir özgürleşme hamlesi değil, bir hayatta kalma refleksidir; çünkü cahil süvari atı menzile değil, uçuruma götürür. Oysa ehil olan, atın tabiatını kendi pusulası yapar. At onu sırtında taşımaya devam eder; çünkü ehil süvari, atın kendi doğasıyla çelişmeden ona yol gösteren bir "akla" dönüşmüştür. İktidarın kalıcılığı, yönetenin mutlak gücünden değil, yönetilenin doğasını ne kadar ustalıkla taklit edebildiğinden ve o doğaya ne kadar ferasetle eklemlenebildiğinden gelir.
**
III. Zemin Nasıl Görünmez Olur
İnsan hayata gözlerini açtığında bir bilinmezliğe doğar. Onu karşılayan her şey —sesler, örüntüler, sınırlar— neyin doğru olduğunu öğretir. Çocuk bu kabulü sorgulamadan devralır, çünkü sorgulamak güvenliği tehdit eder. Bourdieu'nun habitus kavramı tam bunu tarif eder: sorgulanan bir kural değil, nefes alınan bir hava.
Kitle iktidarı doğru buluyor çünkü hayatta kalmayı mümkün kılan her şeyi doğru bulmak üzere evrimleşmiştir. Muhtaçlık bu süreci derinleştirir. Muhtaç olan kısa vadeli düşünür, çünkü hayatta kalmak hakikati aramaktan önce gelir. Zamanla muhtaçlık maddi bir koşuldan içselleşmiş bir varoluş biçimine dönüşür.
IV. İktidar Değişir, Zemin Değişmez
Devrimler iktidarı hedef alır. Çünkü iktidar görünürdür — adı vardır, yüzü vardır. Zemin ise görünmezdir. Fransız Devrimi'nde de Rus Devrimi'nde de iktidar el değiştirdi, zemin sürdü. Gramsci karşı hegemonyanın mümkün olduğunu söyler — ama zemin görünmez olduğunda neye karşı duracaksın?
V. Teşhis
Peki bu düzen bozulabilir mi? Bir yapı nasıl kuruluyorsa, onu bozacak tek mercii yine kurucusudur. Yani kitle — çünkü düzeni kuran oydu. Ama kitle bu düzeni sorumluluktan kaçmak için kurdu. Žižek'in deyişiyle, kişi uyanmamak için her şeyle dövüşmeye hazırdır.
At, ehil süvariyi sırtından atmaz — çünkü süvari düştüğünde yolun nereye gideceğine karar verme ve o hırçın doğasıyla yüzleşme yükü atın kendi omuzlarına kalacaktır. Süvari ne kadar rahatsız edici olursa olsun, onun varlığı bir konfor sağlar: sorumluluk ondadır, fatura ona kesilir. At bu konforu terk edemez. Sorumluluktan kaçmak için kurduğu düzeni, sorumluluk alarak bozmayacak. Bu yüzden düzen bozulmayacak.
Bu bir kötümserlik değil, bir teşhistir. Röntgen bir hastayı suçlamaz, içini görünür kılar.